-
Baran Bakır
Tarih: 26-12-2025 19:45:00
Güncelleme: 26-12-2025 19:45:00
"Ücret Asgari, Sefalet Azami"
Dün açıklanan 28.075 liralık asgari ücret, iktidarın ekonomik ve siyasal tercihlerinin çıplak bir özetidir. Bu rakam, emeğin değil sermayenin korunmasının; halkın değil kârın esas alındığının ilanıdır. Ücret asgari tutulurken, sefalet azami seviyeye çıkarılmıştır.
Bugün Türkiye’de asgari ücret, bir “ücret” olmaktan çok bir disiplin aracıdır. Emekçiye “bundan fazlasını isteme” demenin resmî yoludur. Kira fiyatlarının büyükşehirlerde bu rakama dayandığı, gıda enflasyonunun mutfağı talan ettiği, faturaların maaşla yarıştığı bir ülkede 28.075 lira, yaşamak için değil borçlanmak için verilen bir paradır. Bu ücret, yoksulluğu azaltmıyor; yoksulluğu yönetiyor.
İktidar cephesi her zamanki gibi rakamlarla konuşuyor, yüzdelerle algı yaratıyor. Ama sınıf siyaseti rakamlarla değil, kimin kazandığıyla ilgilenir. Bu tabloda kazanan açık: Büyük şirketler, bankalar, ihaleyle semiren holdingler. Kaybeden ise emeğiyle yaşayan milyonlar. Enflasyon “doğal afet” gibi sunulurken, servet transferi ustalıkla gizleniyor. Oysa yaşanan şey düpedüz sınıfsal bir tercihtir.
Asgari ücret tespit süreci, emek düşmanı bir tiyatrodan ibarettir. İşçi sınıfının gerçek temsilcileri masaya oturmaz; sendikalar etkisizleştirilmiş, grevler yasaklanmış, itiraz “milli güvenlik” gerekçesiyle bastırılmıştır. Böyle bir düzende çıkan sonuç da bellidir: Patronun istediği, işçinin mecbur bırakıldığı bir ücret.
Sorun yalnızca düşük ücret değildir. Asgari ücret, ülkede ortalama ücret hâline gelmişse, bu bir çöküş göstergesidir. Güvencesizlik yaygınlaşmış, taşeronluk kalıcılaşmış, gençlik ucuz işgücü deposuna çevrilmiştir. Kadın emeği daha düşük ücretlerle sömürülürken, göçmen işçiler sistemli olarak rekabet unsuru hâline getirilmiştir. Bu tablo tesadüf değil; bilinçli bir emek rejiminin sonucudur.
Asgari ücret yoksulluk sınırının üstüne çıkarılmadan, vergide adalet sağlanmadan, temel hizmetler kamusal ve ücretsiz hâle getirilmeden bu sefalet sona ermez. Ama daha da önemlisi, bu düzen sandıkta değil, sokakta ve işyerlerinde zorlanmadan değişmez. Emekçiler örgütlenmeden, üretimden gelen güç kullanılmadan, bu çark tersine dönmez.
Edremit Haberler / Baran Bakır
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Şimşek’in İllüzyonu: Sınıfsal Bir Tercih Olarak Eşel Mobil
- Halkçı Belediyecilik Nedir? Neden Gereklidir?
- Gri Alanın Sonu: Yağma Düzeni mi, Onurlu Yaşam mı?
- 2025: Maskelerin Düştüğü, Safların Netleştiği Yıl
- 12 Eylül’ün Gölgesinde Değil, Sınıfın Kürsüsünde: 24 Kasım Bir Kutlama Değil, Hesaplaşmadır
- Yerelde Eleştiri, Merkezde Sessizlik: AKP’nin Adalet Çelişkisi
- Herkes Kendi Yoluna mı, Yoksa Sınıfın Yoluna mı?
- 13 KASIM’DA KİM HALKIN PARASININ HESABINI SORACAK?
- Korku İktidarında Gazetecilik
- Kent Konseyi Niye Var?
- Karşımızda Bir Suç Çetesi Var
- Zeytin Ağacına Savaş Açanlar, Bu Topraklardan Ne Alabilirler?
FACEBOOK YORUM
Yorum